Pazar fıkraları: 9
Dil bilgisi dersinde öğretmen öğrencilere sordu:
-“Bağırmadım, bağırmadın, bağırmadı” deyince ne anlarsınız?
Kimseden çıt çıkmıyordu. Öğretmen bütün öğrencilerin birden parmak kaldırmasını beklediği için, hayal kırıklığına uğradı.
Neden sonra ön sıralardan Temel ayağa kalkarak söz hakkı istedi. Öğretmen söz verince de yanıtladı:
-“Önemli bir durum yok efendim. Hiç kimse bağırmamıştır.”
-“Temel bey, dairelerimiz aynı genişliktedir. Sen evi duvar kâğıdıyla kaplattın? Ben de evi dekore edeceğim de. Ne kadar duvar kağıdı aldın?
-“On yedi top aldum uşağum.”
Komşu da duvar kâğıdını alır, evi kaplatır, ama epeyce de kâğıt elinde kalır.
-“Yahu Temel, ben de on yedi top aldım ama, yedi top arttı!”
-“Ula uşağum eyi de, benum da o kadar artmıştı daa..!
Karadeniz’de bir köyden geçen bir yabancı arabasıyla bir tavuk ezer. Kaçacaktır ama korkar. Dönüşte gene aynı köyden geçecektir. En iyisi sahibini bulup parasını vermek.
Muhtarı bulur durumu anlatır. Tavuğu verir. Ancak tavuk dümdüz olmuştur.
Muhtar köylüleri tek tek çağırır. Tavuğu gösterir. Hiç kimse tavuğa sahip çıkmaz.
Muhtar sonucu yabancıya açıklar:
-“Bizim köyde yamyassı tavuk yoktur.”
İsmet Paşanın oğlu Erdal İnönü, bir seçim mitingi için Rize’ye gider. Kürsüde konuşan ince zayıf uzun boylu
İnönü’yü gören Temel sorar:
-“Habu konuşan adam da kimdur daa..?
Derler ki:
-“İsmet İnönü’nün oğlu Erdal’dır!”
-“Uy desene Paşanun çok günahını almışuz. Rahmetli II. Dünya Savaşı yıllarında bizleri çok aç bırakmıştı. Baksanıza ne kadar adaletli davranmuş, kendi uşağını da aç bırakarak ne hale getirmiş!”
İngilizler ve İskoçlar arasında yıllardır süren bir tartışma vardır.
İngilizler her defasında İskoç kahvelerini basıp ,
-“Wilsonlar ayağa kalksın” deyip Wilsonları kurşuna dizip arkasından d
-“Eriksonlar ayağa kalksın” deyip Eriksonları kurşundan geçirirlerdi.
Bu olay İskoçların çok moralini bozmaya başlamıştır. Toplanıp bu olaya bir çözüm getirmeye çalışmışlar içlerinden en hakiki İskoç,
-“Buldum, buldum” diye bağırır.
-“Wilsonlar ayağa kalksın dediklerinde Eriksonlar ayağa kalksın, Eriksonlar ayağa kalksın dediklerinde Wilsonlar ayağa kalksın; böylece onları kandırmış oluruz.”
Gümrük kapısından bir İngiliz, bir Fransız, bir Türk geçmek için bekliyorlarmış.
Gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye başlamış. Önce İngiliz’in valizine bakmışlar. İçinden 7 adet don çıkmış.
-“Niye 7 tane?” diye İngiliz’e sormuşlar.
O da,
-“Haftanın yedi gün var. Hepsi için bir tane. Pazartesi, Salı, Çarşamba…” demiş.
-“Vay be! Helal olsun medeniyete, temizliğe bak adamlardaki.”
Sıra Fransız’ın valizine gelmiş. Açmışlar bakmışlar 8 tane don.
-“7’yi anladık da niye 8?” diye sormuşlar.
,Fransız,
-“Pazartesi, Salı, Çarşamba… Her gün için bir tane, bir tane de ne olur ne olmaz diye yedek aldım” demiş.
-“Vay be! Adamlardaki temizliğe medeniyete bak!” demiş görevliler.
Sıra Temel’e gelince açmışlar bakmışlar tam 12 adet don.
-“Vay be! Ne varsa bizim insanımızda var. Şu medeniyete, şu temizliğe bak!”
Sormuşlar Temel’e,
-“Neden 12 adet?”
Bizim ki yanıt vermiş,
-“Ocak, Şubat, Mart,……”
Temel ile Dursun konuşuyorlardı…
Temel Dursun’a sorar:
–“Savaş çıkarsa yandık galiba.”
Dursun düşündü:
–“İki olasılık var. Ya çıkar ya çıkmaz. Çıkmazsa mesele yok, çıkarsa iki olasılık var” ve devam ederi
-“Ya çürüğe çıkarız ya askere alınırız. Çürüğe çıkarsak mesele yok, askere alınırsak iki olasılık var.”
Temel,
-“Nedur uşağun o olasılıklar.”
-“Ya geri cephe ya ileri cephe. Geri cephede kalırsak mesele yok, ileri cepheye gidersek iki olasılık var.”
Temel:
-“Ula Dursun savaştan kaçacak değiluz da…”
Dursun;
-“Savaşı ya kazanırız ya kaybederiz. Kazanırsak mesele yok, kaybedersek iki olasılık var.”
Temel:
-“Ula Dursun, sen askerden kaçmayı mı düşünüyorsun. Böyleeee iki olasılık deyüp duruyorsun.”
Dursun:
-“Ya esir düşeriz ya ölürüz. Esir düşersek mesele yok, ölürsek iki olasılık var. Ya gömerler ya kâğıt fabrikasına yollarlar. Gömerlerse mesele yok, kâğıt fabrikasına yollarlarsa iki olasılık var. Ya gazete kâğıdı ya tuvalet kâğıdı. Gazete kâğıdı olursak mesele yok, tuvalet kâğıdı olursaaak… İşte o zaman yandık Temel!”
Temel:
-“Boku yeduk desene Dursun..”
Nasrettin Hoca yolda yürürken, biri ensesine öyle bir vurmuş ki, nerdeyse yere düşecekmiş, hiddetle dönüp bakmış; karşısında tanımadığı genç bir adam. Nasrettin Hoca sormuş:
– “Ne cüretle vuruyorsun!..”
– “Özür dilerim hocam, sizi birine benzettim, küçük bir hata yaptım, ama siz pireyi deve yaptınız.
– “Yürü o zaman, kadıya gidiyoruz!”
Gitmişler kadıya, ikisini de dinleyen kadı efendi, Nasrettin Hoca’ya vuran gencin akrabasıymış. Kadı efendi, Nasrettin Hoca’yı yumuşatıp, akrabasını kurtarmaya çalışmış:
– “Hoca, hislerini anlıyorum. Bu durumda herkes aynı şeyi hissederdi. Şimdi bu genç adam kendine bir tokat atsa, kabul eder misin?”
Nasrettin Hoca ısrar etmiş:
– “Olmaz, mahkeme yapılsın.”
Kadı efendi, bunun üzerine akrabası olan genç adama dönüp kararını vermiş:
– “Ceza olarak Nasrettin Hoca’ya 5 kuruş ödeyeceksin, hemen gidip getir!..”
Nasrettin Hoca, para almaya giden genç adamın dönmesini beklemiş. Bir saat geçmiş, iki saat geçmiş, ama genç adam ortalıkta gözükmüyormuş.
Mahkeme kapısının kapanma saatine kadar bekleyen Nasrettin Hoca, kadı efendinin ensesine okkalı bir tokat indirdikten sonra demiş ki:
– “Kusura bakma kadı efendi, daha fazla bekleyememem, gelirse söyle ona; 5 kuruşu sana versin!..”
Öğretmen öğrencilerine; eğer büyük bir firmanın müdürü olurlarsa ne yapacakları konusunda bir kompozisyon yazmalarını ister.
Öğrenciler tüm dikkat ve ciddiyetlerini takınarak yazmaya başlarlar.
Ancak aralarından biri yazmaz.
Öğretmen fark edince sorar;
–“Neden yazmıyorsun evladım?”
Öğrenci yanıt verir:
–“Sekreterimi bekliyorum.”
Adamın biri iş başvurusunda bulunmuş.
Görüşmeye çağırmışlar; görüşme esnasında yönetici sormuş;
–”Peki beklentilerin ne? Seni ne tatmin eder?”
Arkadaş saymaya başlamış;
–”Öncelikli olarak bir araba istiyorum, ayrıca şu anda bulunduğum dairenin kirası biraz fazla onu da şirketin karşılaması iyi olur, maaş olarak da 3000 dolardan aşağı çalışmam…”
Şirket yöneticisi, dinler ve
–”Biz sana son model bir Cherokee ve Tarabya’da bir villa vereceğiz, ayrıca bizim bu pozisyonumuz için planladığımız maaş 6000 dolardı”, demiş.
Bizim elemanın gözleri fırlamış;
–”Şaka yapıyorsunuz”, demiş.
Şirket yöneticisi yapıştırmış;
–”Önce siz başlattınız…”
www.bilimsanatyolu.com
Yorum gönder