Pazar fıkraları: 10
Siyaset nedir sorusu
Ali 3. sınıfa giden zeki bir çocuktur. Bir gün öğretmeni Ali’ye “siyaset” nedir diye sorar. Ali düşünür ama
o çocuk aklıyla yanıt veremez. Eve gider kitaplara bakar ama hiçbir şey anlayamaz.
O da babasına sormaya karar verir.
-“Baba, siyaset nedir?”
Baba düşünür. Ali’ye uygun bir yolla anlatmak ister.
-“Bu evde parayı getiren kim oğlum?”
-“Sen…”
-“Ben kapitalist rejimim. Peki parayı alıp bizim yiyecek içecek ve giyecek gibi ihtiyaçlarımızı karşılayan kim?”
-“Annem…”
-“O da hükümet. Peki küçük kardeşinle kim ilgileniyor?”
-“Dadım…”
-“Dadın işçi, kardeşin gelecek, sen de halksın o zaman.”
Ali her şeyi not alır ve uyur..
Gece garip seslerle uyanır. Bir de bakar ki kardeşi ağlıyor. Yanına gidince altına pislediğini anlar. Hemen
annesini kaldırmaya gider. Ama ne yaparsa yapsın anne kalkmaz. Bu arada salondan gelen sesleri merak eder ve salona gider. Babasıyla dadısını uygunsuz yakalayan Ali’nin ağzından aynen şu kelimeler dökülür:
-“Kapitalist rejim işçiyi sömürüyor, hükümet uyuyor, gelecek bok içinde, halk ne yapsın..
Hükümdarın dalkavuk seçimi
Zamanın birinde bir Hükümdar, dalkavuk seçimine bizzat katılmış. Kendi dalkavuğunu kendi seçmek istemiş.
İlk adaya sormuş:
-“Sen dalkavuk musun?”
-“Evet efendim.”
-“Hiç de dalkavuğa benzemiyorsun?”
-“Olur mu efendim?” deyip referanslarını sıralamış.
Hükümdar biraz düşünüp ona yol vermiş.
Bu şekilde epey elemeden sonra yine biri huzura alınmış:
-“Sen dalkavuk musun?” demiş Hükümdar.
-“Dalkavuğum sultanım”, demiş.
-“Hiç de dalkavuğa benzemiyorsun?”
-“Haklısınız efendim; pek dalkavuğa benzemem.”
-“Sanki biraz benziyorsun?”
-“Evet sultanım, biraz benzerim.”
Bu meyanda sorular ve yanıtlardan sonra Hükümdar:
-“Geri kalanlarla görüşmeye gerek yok. Ben dalkavuğumu buldum”, demiş.
Siz ne kadar varsınız?
Siyasilerden biri bir tımarhanenin yanından geçerken dışarıya doğru bakıp duran deliye sormuş
-“İçerdeki mevcudunuz ne kadar?”
Deli ona bakıp tanıyınca biraz düşünmüş:
-“Ben içerdeki mevcudu biliyorum; ama siz dışarda ne kadar olduğunuzu biliyor musunuz? Sizi g,di kaçıklar”, demiş.
Hem ret hem kabul
Vaktiyle bir Kral zamanında kanun taslakları hazırlanıp meclise sunulur, lehte aleyhte konuşmalardan sonra el kaldırma usulüyle kanunlar her hâlükârda kabul edilirmiş.
Bir gün meclis başkanı lehte el kaldıranlardan sonra aleyhte de el kaldıranların içinde de aynı şahsı fark etmiş.
-“Efendi, dalgın mısın?” demiş.
-“Ne münasebet değilim.”
-“İyi de niçin hem aynı mesele olduğu halde hem kabul eden hem de etmeyenlerle birlikte el kaldırdınız?”
-“Ne fark eder ki? Biz burada sadece baş sallayıcı ve kralın isteği doğrultusunda el kaldıranlarız.”
İkisi de doğru söylüyor
İki siyasetçi her nedense aralarında geçinemiyorlarmış. Araları tamamen açıldığı için onları barıştırmak adına hatırı sayılır birine götürmüşler.
Birinci siyasetçi,
-“Bu ahlaksız yok mu..?” deyip adamın tüm ayıplarını ortaya döküp rezil/kepaze etmiş.
Diğer siyasetçi de,
-“Bu edepsiz, bu soysuz yok mu…?” deyip ondan aşağı kalmamış.
Dinleyenler hatırlı adama dönüp:
-“Her iki tarafı da dinlediniz. Söyleyecekleriniz yok mu?” diye sormuşlar.
Adam gülümsemiş:
-“Her ikisi de doğru söylüyor”, demiş.
Pabuç
Bir gün bir Sultanı bir alim ziyaret etmiş. Çıkışta Sultan, Alimin pabuçlarını düzeltmiş.
Yanındaki dalkavuğu,
-“Madem sultanımızın eli pabuçlarınıza değdi. Layıktır ki bundan sonra onları ayaklar altında değil de başınızın üzerinde taşıyasınız.”
Alim dönüp konuşmuş:
-“Yüce Allah sevdiğiniz şeylerden vaz geçmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız buyurmuş. Ben de pabuçlarımı çok sevdiğimden sana hediye ediyorum. Al, başına koy”, demiş.
Siyasetçi ölünce oğlunun duası
Çok ünlü eski bir siyasetçi öldüğünde oğlu:
-“Ya Rab! Annemi bağışla” diye hep dua edermiş.
-“Babana da dua etsene” diye kızanlara şu açıklamayı yapmış.
-“Babam uzun seneler siyasette bulundu. 25 yıl ülkeyi yönetti. Kendini kurtarmak için her hileyi yapabilir. Lakin annem çok zavallı, saf, iyi niyetli bir kadındı”, demiş.
Cimri siyasetçi
Bir dilenci bir siyasetçiden dilenince, yanındaki adamına seslendiğini duymuş:
-“Anber`e söyle Cevher`e söylesin. Cevher de Yakut`a, o da Elmas`a, Elmas da Firuz`a, Firuz da Mercan`a desin ki bu dilenciye -Allah versin- desinler.
Dilenci bunun üzerine ellerini kaldırmış:
-“Allah`ım! Cebrail`e emret Mikail`e söylesin. O da İsrafil`e, İsrafil de Azrail`e desin ki şunun canını alsın.”
Suriyeli ve Iraklı Köpeklerin Seyahati
Biri Suriyeli biri Iraklı iki köpek varmış. Ortak sınırda buluşmuşlar. Her ikisi de diğer tarafa gidiyormuş.
Suriyeli köpek,
-“Senin ülkene gidiyorum çünkü karnım aç. geçen hafta sadece bir kemik çorbası ve bir patates kabuğu yedim. Sen ne diye benim ülkeme gelmek istiyorsun ki?” demiş.
Iraklı köpekse,
“Ben ise Suriye üzerinden önce Türkiye’ye oradan da Avrupa’ya gideceğim. Oralarda özgürce havlayabilmek istiyorum” diye yanıt vermiş…
Erdoğan’ın İngiltere ziyareti
Başbakan Erdoğan, dış destek aramak için İngiltere’yi ziyarete gitmiş. Ziyaret sırasında Kraliçe tarafından çay içmeye davet edilen Erdoğan, Kraliçeye kendisinin liderlik felsefesinin ne olduğunu sormuş.
Kraliçe:
-“Çevremi akıllı insanlarla dolduruyorum Tayyip Bey” demiş.
Erdoğan bunun üzerine Kraliçeye çevresindeki insanların akıllı olup olmadıklarını nasıl ayırt ettiğini sormuş.
-“Kraliçe,
-“Onlara doğru soruları sorarak ayırt ediyorum Tayyip Bey; Bak nasıl, şimdi gör” demiş.
Kraliçe hemen Tony Blair’i aramış ve:
-“Blair, lütfen bu soruya yanıt veriniz: annenizin bir çocuğu var, babanızın bir çocuğu var ve bu çocuk sizin ne kız ne de erkek kardeşiniz. kimdir bu çocuk?” diye sormuş.
Tony Blair:
-“Bu çocuk Ben’im majesteleri”‘ diye yanıtlamış.
Kraliçe:
-“Doğru. teşekkürler, iyi çalışmalar Blair” demiş.
Erdoğan’a dönerek: ‘gördünüz mü Erdoğan Bey?” demiş.
Erdoğan:
-“Evet majesteleri, çok teşekkür ederim, bu müthiş yönteminizi kesinlikle kullanacağım” diyerek ziyareti sonlandırmış.
Yurda dönüşünde hemen Arınc’ı yanına çağıran Erdoğan:
-“Bülent abi sana soracağım bir soruyu yanıtlamanı istiyorum demiş.
Arınç :
-“Tabii efendim, nedir?”
Erdoğan:
-“Senin annenin bir çocuğu var, babanın bir çocuğu var ve bu çocuk senin ne kız ne de erkek kardeşin. kimdir bu?”
Arınç sağa bakmış sola bakmış düşünmüş tasınmış ve en sonunda:
-“Efendim bunu biraz düşünüp sonra size yanıt versem?’ demiş. Tam ağlayacak gibi olmuş ki, Erdoğan kabul etmiş ve Arınç oradan vakit kaybetmeden ayrılmış.
Arınç hemen bakanlar kurulunu toplantıya çağırmış, saatlerce bu sorunun yanıtı üzerinde düşünmüşler,
Ama kimse bir yanıt bulamamış. en sonunda Bülent Arınç, Kemal Derviş’i aramış ve durumu açıkladıktan sonra:
-“Annenizin bir çocuğu var, babanızın bir çocuğu var ve bu çocuk sizin ne kız ne de erkek kardeşiniz. kimdir bu çocuk?
Derviş:
-“Hayret bişeysiniz yaa.. Bunu bilemeyecek ne var, tabii ki Ben’im !’ diye yanıtlamış.
Yanıtı alan Arınç koşa koşa Tayyip’in yanına gider.
-“Buldum buldum buldum efendim, kim olduğunu biliyorum, bu çocuk Kemal Derviş’tir”.
Gözlerini yaşartarak ve burnunu silerek
-“vallahi billahi ben kendim düşüne düşüne buldum efendim” demiş.
Tayyip büyük bir hayal kırıklığıyla yanıt vermiş:
-“Olmadı Bülent Ağabey olmadı bu ya, doğru yanıt Tony Blair idi Abi yaa…”
www.bilimsanatyolu.com
Yorum gönder